Doğal Afetleden Korunma Yolları

Doğal Afetleden Korunma Yolları


Doğal Afetleden Korunma Yolları

Hepimizin bildiği gibi yeryüzünde birçok felaketler mevcuttur.Bunların çok küçük kısmı tamamen Doğal ve genellikle engellenmesi mümkün olmayan felaketlerdir.Örnek olarak..

a. Fırtınalar
b. Yıldırım Düşmesi..
c. Yanardağ Patlamaları
gibi olaylar gösterilebilir


Bir kısım felaketler aslında hafif hasarla geçiştirilebileceği halde insanoğlunun hırsı ve ihtirasıile hareket etmesi yüzünden Ekolojik dengenin bozulması sonucu çok büyük maddi ve manevi zararlara neden olabilmektedir..Örneğin..
a. depremler
b. Yangınlar
c. Erezyon..
d. Su ve sel Baskınları
e. Kuraklık


ve benzeri felaketler söylenebilir. Ayrıca sadece insanoğlunun sebep olduğu felaketler var ki.Onlardan bazıları..
a. Savaşlar
b. Trafik Kazaları
c. İş Kazaları


Görüldüğü gibiinsan faktörü birçok felaketler'e neden olmaktadır.Öyle ise hepimize düşen birinci görevbahsi geçen olayları oluşmadan önce önlemeye çalışmak ikinci aşamada ise tedbirli,bilinçli ve hazırlıklı olmaktır.Bunu sağlamak için genel hatları ile bütün bu olayları inceleyelim.

1-Fırtınalar (Tufan,Tayfun)
Fırtınalar bilindiği gibi kuvvetli rüzgarlar sonucunda meydana gelen doğal olaylardır.Yağış ile birlikte esen şiddetli rüzgarlar Tufan, kurak ve yağışsız esenler ise Tayfun olarak isimlendirilmektedir.Bu kuvvetli rüzgarlar esnasında hortum tabir edilen helezonik girdaplar ve deniz veya göllerde yüksek dalgalar ve taşmalar meydana gelmektedir.Halen yeryüzündeki ölümlü felaketlerin 1000'de 2'sini fırtınalar oluşturmaktadır.

Emniyet Tedbirleri
Genel acil ikaz sistemi,Bloklar halinde ve sağlam monte edilmiş parçalardan oluşan çatılar yapmak Kalın cam kullanmak Dış yüzeylerde fazla aksesuar kullanmamak,Sığınak yapmak,Çevreyi Ağaçlandırmak,Taş bloklardan yüksek duvarlı marinalar inşa etmek.

Bireysel Tedbirler
Evde iseniz Elektrik Su Doğalgaz veya Tüpgaz donanımlarını kapatmak Denize yakın yerlerde mümkün olan en üst noktaya gitmek Varsa sığınağa gitmek eğer yoksa camlardan ve kapılardan uzak durmak,yere yatmak,uçuşabilecek cisimlerin çarpma tesirini engelleyecek,yastık yorgan gibi şeylerle bedeni emniyete almak.Dışarıda veya Araç içinde iseniz en yakın sığınağa veya güçlü görünen binaya sığınmak.Denizde iseniz,can yeleği giymek,sahile fazla yanaşmamak,teknenin dışına yakın en emniyetli yere sığınmak.

2-Yıldırım Düşmesi
Bulutlarda yüklü manyetik enerji kutuplarının çakışması sonucu meydana gelmektedir.Bazan bulutsuz ortamlarda'da gene aynı sebebe bağlı olarak yıldırım düştüğü görülmüştür.Yıldırım yüzünden meydana gelen ölüm oranı çok küçük olmakla birlikte, yangınlara sebebiyet verme oranı 1000'de 6'dır.

Emniyet Tedbirleri
Yüksek ve dış yüzeyinde metal oranı fazla olan bina ve yapılarda paratoner tertibatı kurmak.Alıcı görevi gören anten ve benzeri aletlerin uç noktalarının iletken olmayan Maddelerle izole edilmesi,Zemin ile direkt irtibatının kesilmesi.

Bireysel Tedbirler
Yağışlı havalarda aşırı metal bulunan alanlardan ve Ağaçlık alanlardan uzak durmak.Çok fazla yıldırım düştüğü anlarda,mevcut alıcı ve verici aletleri (Telsiz,Telefon,Tv. vs.)kapatmak veya kullanmamaya çalışmak.

3-Yanardağ Patlamaları
Yeryüzü çekirdeğinde mevcut bulunan mağma'nın (sıvı eriyik)ısıdan oluşan basınç sebebiyle yeraltındaki tüneller vasıtasıyla yerüstüne çıması sonucu oluşmaktadır.Bu tünellerin dünyadaki çıkış noktalarının hemen hepsi bilinmektedir.Tünellerin çıkış noktaları denizlerin altında (özellikle Atlas Okyanusu'ndaki sıradağlarda)mevcuttur.Dünya çekirdeğinin sürekli soğuma eğiliminde olması yüzünden birçok volkan (yanardağ) faaliyetini yitirmiş görünsede,her zaman faaliyete geçme ihtimali mevcuttur.Halen Dünyadaki ölüme sebebiyet oranı 1000'de 2 dir.

Emniyet Tedbirleri
Volkanlara yakın bölgelerde yerleşim alanları oluşturmamak.

Bireysel Tedbirler
Hiçbir surette bu alanların yakınında bulunmamak eğer oluşmuşsa en uzak ve en yüksek fakat ağaç veya sık bitki örtüsü olmayan bölgeye hızla intikal etmek.

4-Depremler
İnsanoğlunun halen en sık karşılaştığı ve en yıkıcı felaketlerden birinci sırada gelenidir.Son bir yıl içinde dünyada meydana gelen felaketlerde ölen 4.180.000 kişiden % 50'si depremler sonucunda hayatını kaybetmiştir.Yeryüzünün 35-40 Km. Altına kadar uzanan yerkabuğu sürekli hareket halinde olduğundan dolayı kıtalar birbirlerine yaklaşıp yaslanmakta.Bu yaslanma esnasında oluşan basınç sebebiyle yerkabuğu kırılmakta ve açığa çıkan enerji depremlere sebep olmaktadır.Açığa çıkan enerjinin % 1'i sismik kalan kısmı ise dalga enerjisi olarak kendini göstermektedir.İşte binaların yıkılmasına bu dalga enerjisi sebep oluyor.Enerjinin yeryüzüne çıkmasına kadar geçen süre yaklaşık 100 sn. yani diğer bir deyişle,depremin başladığı noktadan yeryüzü üzerine çıkması 1.5 dk. Civarında sürmektedir.

Kabuğun kırıldığı çizgi'ye Fay hattı denilmektedir.Fay hatları,sürekli olarak kırılmaya ve dolayısı ile deprem meydana gelmesine müsaittir.Günümüz teknolojisi ile,yeryüzündeki fay hatlarının tamamının yeraltı haritaları çıkartılmıştır. Maalesef Ülkemizin üzerinde bulunduğu yeryüzü parçasının altında birçok fay hattı mevcuttur ve % 95 gibi korkunç çoğunluktaki kısmı etkilenmektedir.Ortalama her 6 yılda bir ülkemizin herhangi bir yerinde depremlere sebep olmaktadır.Ülkemizde tesbit edilen en yüksek şiddetteki deprem 7.9 olarak tesbit edilmiş olmasına rağmen,bazı kaynaklarda 8.4'e kadar ulaştığı belirtilmektedir.

Emniyet Tedbirleri
Fay hattının tam üzerinde yerleşim alanları sanayi tesisleri inşaa etmemek yüksek kalitede darbeye esnemeye ve titreşime mukavemetli malzemelerden mamül,statik hesaplamaları olabilecek en yüksek deprem düşünülerek hesaplanmış binalar üretmek,inşaat yapılacak yerin sert arazi parçası üzerine oturmasına dikkat etmek olabildiğince geniş alanlar içerisinde yerleşim birimleri oluşturmak çok yüksek ve birbirine çok yakın binalar inşa etmemek,bina temellerinde deprem pabuçları,esneme bağlantıları,kolon çıkışlarında kesinlikle eksik malzeme kullanmamak,kolon filiz demirlerini minimum 16 mm. Kalınlığında beton'un tutunmasını sağlayacak tipteki spiral yüzeyli evsaflı çelikten yapmak,en üst katlarda dahi 12 mm.den daha ince çelik kullanmamak zemin katlarda perde duvarlar yapmak,üst duvarlarını mümkün olduğunca delikli ve çabuk kırılmaya müsait tuğla yerine prefabrik tabir edilen hazır beton duvarlardan veya sıkıştırılmış ytong tabir edilen briket'ten yapmak,kolon kiriş bağlantılarını kaliteli çelik mamüllerle ve endüstriyel beton ile oluşturmak,kat tabanlarında yapılan çelik hasır aralıklarının sık ve birbirine sağlam akuple edilmiş ve taban beton kalınlıklarının minimum 15 cm. Kalınlığında olmasına dikkat etmek. Etkileşimli bölgelerde deprem sonrası müdahale edebilecek,kurtarma,söndürme sağlık,güvenlik,dağıtım,istihdam,istihkam ve defin birimleri oluşturmak bu birimleri bütün vatandaşların katılacağı sivil teşkilat ve kuruluşlar haline getirmek ve bunları sürekli teyakkuz durumunda hazır tutmak.

Bu birimlerin kullanabileceği,makina,edavat,teçhizat ve malzemeyi stoklanmış ve her an kullanıma hazır halde bulundurmak.Olası depremlere karşı önceden senaryolar oluşturmak,oluşturulan bu senaryoları ülkenin çok büyük bir bölümünde aynı anda deprem olacağı varsayılacak şekilde geniş kapsamlı yapmak.Deprem bölgesine yapılacak intikal ve sevkiyatın her türlü olumsuz şart'ta dahi nasıl sağlanabileceğinin planlarını yapmak ve sürekli bu plan ve senaryoları güncelleştirmek,gelişen teknolojinin ürettiği yenilikleri takip ederek stok etmek.Uluslararası kurtarma ve deprem ekipleri ile sürekli bilgi alışverişinde bulunmak bu ekiplerle birlikte geniş kapsamlı deprem tatbikatları yapmak.Deprem sonrası kurtarılabilecek tek bir insan'ın bile bütün bu harcamalardan çok daha değerli olduğu bilincine varmak ve bu bilinci ülke genelinde herkese yaymak.

Bireysel Tedbirler
Öncelikle gerek satın alınan gerekse inşaa ettirilen binalarımızın statik deprem hesaplarının yapılmış olup olmadığını araştırmak,içeride kolon,kiriş ve duvarların kontrolünü yapmak veya daha emniyetli olması için bir uzmana incelettirerek bilgi ve görüşünden istifade ettikten sonra bina veya daireyi satın almak veya inşaa ettirmek.Deprem meydana geldiği anda panik içerisinde kaçmaya çalışmak veya pencere veya balkonlardan atlamak yerine,kapı eşikleri altına sığınmak,sağlam masa,karyola altına saklanmak,küçük veya yaşlıların aynı şekilde davranmasını sağlamaya çalışmak,deprem sarsıntısı geçene kadar beklemek,sarsıntı hasarsız atlatılmış ise,dahili elektrik,su,gaz,doğalgaz ünite ve tesisatlarını emniyete almak,giyinik değil ise giyinmek,kıymetli eşya,para,mücevher,kimlik gibi şeyleri,ilkyardım da kullanılabilecek malzemeleri alarak,sükunetle disiplin içinde binayı terketmek. Büyük şiddetteki sarsıntıdan sonra oluşan ve artçı tabir edilen küçük şiddetli sarsıntıların verebileceği hasarlara karşı etrafında yüksek binalar olmayan açık alanlara intikal etmek.Halihazırda bulunan yaşlı veya çocukların güvenliğini sağladıktan sonra,gücü ve bilgisi yetebilecek insanların deprem bölgelerinde kurtarma çalışmalarına iştirak etmesi.

Eğer bina içinde iken yıkıntı olmuş veya enkaz altında kalınmış ise,öncelikle bedeninizi kontrol etmek,etrafı keşfetmeye,sizinle birlikte enkaz altında kalabilecek kişiler ile ve dışarı ile irtibat kurmaya çalışmak,hareket etme imkanı varsa,onlara yardım etmeye ve dışarıdan gelebilecek kurtarma ekiplerine yerini ve durumunu bildirmeye,su ve gıda bulunabilecek alanlara ulaşmaya ve oksijen alışverişini sağlamaya çalışmak, bu esnada mümkün olduğunca az güç ve enrji tüketmeye dikkat etmek.Eğer enkaz altında kıpırdayamayacak durumda kalınmış ise,fazla hareket etmemek,fazla enerji tüketmemek,ses ile yerinizi belli etmeye çalışmak, düzenli ve periyodik sesler çıkarmaya çalışmak ve muhakkak kurtarılacağını düşünmek.Araç içinde iken,deprem hissedildiği anda paniğe kapılmadan aracı yolun kenarına çekmek,Ani fren yaparak arkadan gelen araçları tehlikeye atmamak,Yüksek binalardan uzak durmak,açık bir alana park etmek,Yolda meydana gelebilecek yarık ve çatlaklara dikkat etmek,Acil yardım araçlarına engel olmamak için mümkün olduğunca yol dışına park etmek,Belirli bir müddet trafiğe çıkmamak.

En geçerli önlem
Mümkün olduğu takdirde insanın insan gibi muamele gördüğü hayvanlar'dan daha üstün görüldüğü gerek kendisinin gerekse çocuklarının istikbalinden endişeye düşmeyeceği vatandaşlarından herhangi birisinin parmağına iğne batsa o acıyı hisseden devlet adamlarının yönettiği,insanları birbirine saygılı ve sevgili rüşvetin hırsızlığın arsızlığın itibar görmediği bir başka ülkeye göçetmek veya en azından çocuklarının bunu yapmasını sağlamaya çalışmak.Bu konuda pek çok alternatif halihazırda mevcut.

5-Yangınlar
Sayısız sebeplerden ve hemen hemen her ortamda meydana gelmekte olup en sık rastlanan felaketlerden birisidir.Halen Yangınların doğal nedenlerden oluşma oranı 1000'de 9 oranındadır.Geri kalan oranın tamamı insanların ihmal ve tedbirsizliklerinden meydana gelmektedir.Ölüme sebebiyet verme oranı 100'de 3'tür.

Emniyet Tedbirleri
Ormanlık ve sık bitki örtüsü olan alanlarda sigara içmemek ateş yakmamak camdan mamul veya parlak yüzeyli herhangi bir madde veya metali bu alanlara atmamak,(atılmış sigara paketlerinin içerisindeki aluminyum folyo kaplı kağıtların bile yangına sebebiyet verdiği tesbit edilmiştir.)yanıcı veya çabuk tutuşabilen kimyasal maddelerin ambalajlarını bırakmamak.işyerlerinde ve konutlarda,yangın tesisat ve alarm sistemi(duman veya ısı dedektörü ile siren sistemi) yaptırmak,yeterli sayıda yangın söndürme cihazı bulundurmak,katlı binalarda yangın merdiveni ve acil çıkış kapıları bulundurmak,elektrik tesisat ve tertibatlarını dış temasın olmayacağı şekilde veya izoleli yapmak,akım gücüne uygun termik şalter ile irtibatlandırmak,yanıcı,parlayıcı,patlayıcı maddeleri bulundurmamak veya bu tür maddelerin bulunduğu alanları ayrı bölümler haline getirmek ve bu alanların serin ve hava dolaşımına müsait olmasını gözetmek.Bu bölgelerde sigara içilmesini,kaynak,taşlama yapılmasını yasaklamak. İçerisinde basınçlı madde bulunan tüp,depo gibi şeylerin etrafını izole etmek,sağlam bölmeler içerisinde veya çalışılan veya yaşanılan ortamların dışında veya uzağında bulundurmak.Çocukların erişebileceği yerlerde çakmak,kibrit gibi şeyler bulundurmamak vs.Ekilen tarla ve arazilerde hasat'tan sonra kalan sap ve kökleri(anız)yakarak yok etme yöntemini kullanmamak.(Anız Yakmak T.C. Kanunlarının 3 ayrı maddesinde cezai müeyiddelerle yasaklanmıştır.)

Bireysel Tedbirler
Ormanlık veya sık bitki örtüsü bulunan arazilerde meydana gelen yangınlarda eğer yangın henüz başlangıç aşamasında ve söndürülebilir durumda ise ve çevrede bulunanan insanlar varsa onlarıda haberdar ederek müdahale etmeye çalışmak aksi takdirde rüzgarın esme istikametine doğru hızla uzaklaşmak ve en yakın yerleşim biriminde ilgili birimlere ihbar ve ikaz etmek eğer imkan varsa söndürme çalışmalarına iştirak etmek.İşyerleri veya konutlarda,öncelikle çevredekileri alarm,kampana veya ses vasıtasıyla ikaz etmek,elektrik şalter veya sigortalarını kapatmak,çocuk,yaşlı,hasta veya sakat kişileri ve yanıcı,parlayıcı patlayıcı maddeleri ve basınçlı kap veya tüp veya tüpgazı uzaklaştırmak,yangına türüne uygun alet veya maddelerle müdahale etmek. (Örneğin petrol,tüpgaz veya doğalgaz,plastik,kauçuk ve elektrik yangınlarında kesinlikle su ile söndürme yapılmaz.Bu tür yangınlarda,kimyevi toz veya köpük kullanılmalı,söndürme işlemine yanan bölgenin en uç ve en alt noktasından müdahale edilmelidir.)Duman zehirlenmesi ihtimaline karşı eğer maske varsa takmak yoksa ıslatılmış bir kumaş veya bez ile ağız ve burunu kapatmak,saçları örtmek,naylon veya sentetik kumaştan yapılmış giysileri çıkarmak,çıplak el ile aleve müdahale etmemek,söndürme ihtimali görünmeyen durumlarda yangın mahallinden veya alevlerden uzaklaşmak,dışarı çıkma ihtimali olmayan hallerde olabilecek en uzak noktaya gitmek.

6-Erezyon
Ağaç ve bitki örtüsünün yok edilmesi Yangınlar gibi belirli sebeplerden meydana gelmektedir.Ayrıca akarsuların ve nehirlerin yoğunluğu da bir etkendir.Dünyanın birçok bölgesi bu tehlikeye maruz kalmakla birlikte halen ülkemiz için en büyük tehlikelerin başında gelmektedir.Fakat insanlarımızın bilinçsizliği ve umursamazlığı yüzünden çok geri planda kalmaktadır.Sadece bazı Belediyelerin Kuruluşların ve tema vakfının olağanüstü gayretleri ve çabaları bu sorunu çözmeye yetmeyecektir çünki maalesef ülkemizdeki ağaç ve bitki örtüsü hızla yok edilmektedir.Ülkemiz üzerinden akmakta olan nehir sayısının fazla olması ise bu çöküşün hızlanmasına neden olmaktadır.Önemsenmeyen bu sorun gerçekte Ülkemiz için gelecekte çok büyük bir felaket olacaktır.

Emniyet Tedbirleri
Tahrip olan ağaç ve bitki örtüsünün en az iki misli yenileme yapmak orman yangınlarına karşı hassas ve tedbirli olmak akarsu kenarlarında dik yamaçlarda ve eğimli yüzeylerde,kök yapısı sağlam,ortama uyum sağlayabilecek ağaçlandırma,setlendirme çalışmaları yapmak,doğal yaşamı muhafaza etmeye çalışmak doğal park alanlarını çoğaltmak konunun aciliyetini ve ehemmiyetini kavramak bütün insanları bu çalışmalara katılmaya teşvik etmek,uluslararası bilgi ve yardım alışverişinde bulunmak,bütçeler oluşturarak bu bütçeleri doğru yerlere,doğru yöntemlerle kanalize etmek.

Bireysel Tedbirler
Konunun önemini kavramak Çevredeki bitki örtüsünü korumak orman yangınlarına karşı dikkatli ve tedbirli olmak ağaçlandırma çalışmalarına gerek fiilen gerek ise madden iştirak etmek insanları aynı şekilde hareket etmeye ikna etmek,bu çalışmaları yapan kurum ve kuruluşlara destek olmak mümkün mertebe faal üye olmak.

7-Su ve Sel Baskınları
3/2'si su ile kaplı olan Dünyamızın en büyük felaketlerinden birisidir .Büyük çoğunluğu insan hataları nedeni ile ağır zarar ve tahribatlarla sonuçlanmaktadır.Halen büyük hasara neden olan felaketler içerisinde depremden sonra ikinci sırada gelmekte ve toplam ölümlerin % 30'u su ve sel baskınlarından oluşmaktadır.

Emniyet Tedbirleri
Ağaçlandırma yapmak nehir kanal dere yataklarını kapatarak doldurmamak bu bölgelerin yakınına ve çukur ve alçak bölgelerde yerleşim alanları yapmamak,yüksek ve sağlam köprüler inşa etmek,bu köprülerin ayaklarını yumuşak veya kaygan zemin üzerinde yapmamak,yeraltı kanalizasyon ve atıksu kanallarını büyük ve geniş inşa etmek bu kanalların çıkışlarını denizlere veya nehirlerin havzalarına vermek cadde yol ve köprüler üzerinde suların birikmesini önleyecek giderler yapmak,giderlerin üzerlerine sağlam mazgallar koymak,sel veya su baskını tehlikesine maruz yerlerde yapılmış binaları sağlamlaştırmak,gerekirse bent veya setler inşa etmek,açık kanallar inşa etmek,bu felaket esnasında yüksek yerlerden suyla beraber gelebilecek toprak,taş akma ve kaymalarını önlemek için,kayma tehdidi bulunan yerleri betonlamak veya çelik ağ ile örtmek,aynı depremde olduğu gibi tetikte ve teyakkuzda bulunmak,acil müdahale ekip ve teşkilatlarında yeterli miktarda su tahliye pompası,vidanjör,bot bulundurmak,acil müdahale için geniş kapsamlı senaryolar hazırlamak.

Bireysel Tedbirler
Unutmayalım ki Gelecek Nesiller'de bizim yaşadığımız Dünya'da yaşayacaklar.Öyleyse gelin hep birlikte onlara güzel ve sağlıklı yaşayacakları bir istikbal verelim.Çünki üzerinde yaşayabileceğimiz sadece bir dünya'ya sahibiz.Sanırım sizlerde aynı fikirdesinizdir

Doğal Afetler


Doğal Afetler

Böylece, dünya genelinde konu ele alınınca, doğal afetlerin büyük bir kısmını meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülür. Yine bu tabloya göre dünyadaki doğal afetlerin en önemli üçünü de meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülmektedir.
Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Örneğin, Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası Tablo 2’de olduğu gibidir.

Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası (DeParatesi, 1989).

Hızlı Gelişen
Yavaş Gelişen

deprem
1. Ormansızlaşma
Seller ve Taşkınlar

2. Kuraklık
Orman Yangınları

3. Heyelan
Dolu Fırtınaları


Çığlar
Donlar


Ülkemizde en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler ise dolu, sel, taşkın, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtınalardır. Doğal afetlerde sayılar dikkate alındığında %65 ile fırtınalar ve sellerin baskın olduğu görülür. Tarım Sigortaları Vakfına göre son 10 yılda ülkemizde (17 Ağustos 1999 depremi hariç) meydana gelen 390,000 civarındaki ölümün % 58’ine seller neden olmuştur. Doğal afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplarda depremler, fırtınalar ve sellerin payı % 30 civarındadır.

Bu raporda, sadece ülkemizde gözlenebilirliği ve etkileri bakımından önemli olan 22 adet meteorolojik veya meteoroloji karakterli doğal afet seçilip aşağıda alfabetik sıra ile ele alınıp kısaca tanıtılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

2.1. Açık Hava Türbülansı (CAT)
Açık hava türbülansı CAT (Clear Air Turbulance), bulut dışı açık havada meydana gelen türbülans olaylarıdır. Bu 18,000 feet yükseklikten itibaren görülen bulut dışı atmosferik türbülanstır. CAT havacılar, havacılık sektörü ve her türlü uçuculuk faaliyetleri için çok önemli bir tehlikedir. Sonuç olarak, gerek ülkemizde gerekse dünyada CAT kaynaklı bir çok trajik hava kazaları olmuştur.

Öneriler
Günümüzde sayısal hava tahmin modelleri sayesinde CAT alanlarının tespitinde önemli mesafeler kat edilmiştir. Türkiye’nin havacılık meteorolojisi konusunda yurtdışına bağımlılığının azaltılabilmesi için DMİ, üniversiteler ile işbirliğine girmeli ve Bilimsel çalışmaları teşvik edmelidir.

Bugün, meteorolojide bir çok bilim adamı, bu olayla ilgili araştırmalar yapmaktadır. Çünkü havacılık kaynaklı kazaların oluşmasında CAT önemli bir orana sahiptir. Bu nedenle, ülkemizde de uçak kazalarını araştıran ekiplere artık meteoroloji mühendisleri de dahil edilmelidir.

2.2. Asit Yağışları
Çevremizde, atmosfere salınan çeşitli kirletici emisyonları, sadece bulundukları bölgede değil, hava hareketleriyle uzun mesafelere taşınarak oralardaki çevre üzerinde de etkili olabilmektedir. Özellikle, kömür ve sıvı yakıt kullanmak suretiyle elektrik enerjisi elde edilen termik santrallerin, bacaları ile atmosfere yaydığı emisyonlar, hava hareketleriyle uzun mesafelere taşınır. Bu taşınım esnasında, kirleticiler yağışla reaksiyona girerek asit yağışlarını meydana getirirler. Yağış suyu pH değerinin 5.6’nın altında kalması asit yağışı olarak adlandırılmaktadır.

Yüksek emisyonlu bacalardan atmosfere yayılan kükürt ve azot oksitler, asit yağmurlarına dönüşerek bitkilere, göllere, akarsulara, ormanlara, hayvanlara, toprağa, suya, binalara ve insanlara önemli zararlar vermektedir. Özellikle, uzun bacaları ile atmosfere bol miktarda kükürt dioksit salan termik santraller ve diğer sanayi tesisleri, artık çok ciddi asit yağışı problemine ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Asit yağışları, binlerce kilometre uzaklıkta etkili olarak ülkelerarası sorunlara da yol açmaktadır.

Asit yağmurları, tarım ve ormanlarımız için de bir çok risk taşımaktadır. Topraktaki etkilerinden en önemlisi ise toprak içindeki mikro-organizmalar üzerindeki olumsuz etkidir. Topraktaki organik Maddelerin ayrışmasıyla serbest kalan anyon ve katyonları bitki alamamaktadır. Bir diğer etki de toprağın yapısını bozarak onun zayıflamasına ve topraktaki asit birikimi ile de besin elementlerinin bitkiler tarafından kullanılmamasına neden olur. Asit yağışları aynı zamanda, topraktaki demir, alüminyum ve mangan gibi zehirli maddelerin
açığa çıkmasını sağlayarak, Ağaç lara ve bitkilere zarar verir. Asit yağışları sonucunda, Orta Avrupa’da son 15 yılda giderek artan orman ölümleri görülmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, yağışların kış aylarında belirgin olarak asidik özellik kazandığı ve özellikle ağaçların gövdelerinden süzülerek akan suyun da asitleşmeyi şiddetlendirerek ölümlere yol açtığı gösterilmiştir. Asit yağışları, orman eko sistemlerinin yok olmasına, dolayısıyla erozyona ve yerleşim alanlarının sellerden zarar görmesine de dolaylı olarak neden olmaktadır.

Öneriler
Asit yağışları ve hava kirliliği problemi bu kadar önemliyken, ülkemizde termik santraller ve benzeri sanayi tesisleri için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmelerinin (ÇED) meteorolojik yönleri hala gerektiği şekilde ve uzmanlarına yaptırılmamaktadır. Halbuki, rüzgarlar ile uzun mesafelere taşınan kirleticilerin hangi yerleşim bölgelerini ne zaman etkileyeceği de meteorolojik analizler ile ÇED raporlarında belirtilmelidir. Yine, bu tür disiplinler arası çalışmaları gerektiren problemin çözümünde de, meteoroloji mühendislerinin katkısının “olmazsa olmaz” olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, ÇED raporlarında eksik olan asit yağışları, kirlilik ve radyasyon tehlikesine karşın gerekli olan analizler mutlaka meteoroloji mühendislerince yapılması sağlanmalıdır.

Asit yağışlarının canlı hayat üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı sanayileşmenin ve şehirleşmenin getirdiği hava kirliliğinin önlenmesi çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda kirletici kaynaklar kontrol altına alınmalıdır. Türkiye’de yağışların pH değerinin DMİ istasyonlarında ölçülmesi, anyon ve katyon analizlerinin yapılması gereklidir. Hava hareketleri incelenerek asit yağışları konusunda gerekli uyarılar yapılmalıdır.

Örneğin, İsviç göllerinin % 25’i şu anda asitleşmiş durumdadır. Türkiye’nin benzer bir ekolojik afete uğramaması için düzenli olarak göl ve ormanlarından örnekler alınıp kimyasal analizlere tabi tutulmalıdır.

Yüksek asit içeren yağışların ülkemize geldiği yerler özel meteorolojik yörünge analizleri ile belirlenerek ilgili kaynak ülkeler nezdinde girişimlerde bulunulmalıdır.

Asit yağışlarının Türkiye’deki tarihi eserler ve eko sistem üzerindeki etkilerinin belirlenmesine yönelik bilimsel çalışmaların artması için, Türk araştırmacılarının teşvik edilmesi gerekir. Asit yağışlarının eko sistem üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, asit yağışlarının kaynağının tespiti ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili bilimsel çalışmaların da arttırılması ve desteklenmesi gerekmektedir.

2.3. Buzlanma
Özellikle, havacılıkta buzlanma belli başlı tehlikelerden birini oluşturur. Seyir halindeyken bir uçak üzerinde oluşan buzlanma, havanın kaldırma kuvvetini azaltırken sürtünmeyi ve ağırlığı arttırarak hız düşmelerine sebep olur. Ayrıca, uçağın dış yüzeylerinde biriken buz, uçağın kontrolünü zorlaştırır. Yüksek hız performansına sahip uçaklarda buzlanma daha çok kalkış, tırmanış ve yaklaşım alanlarında problem oluşturur. Çünkü, bu gibi durumlarda, uçağın aerodinamik sıcaklık verimi düşmektedir. Uçakların karbüratör ve benzinlerinde görülen buzlanma tehlikeli durumların doğmasına sebep olur. Karbüratörde buzlanma ve benzin buharlaşması, soğuma ile havanın karbüratörden geçerken basıncının düşmesi sonucu oluşur.

Öneriler
Kar ve buz, yağmura nazaran trafiği daha çok etkilemektedir. Kar, sürücünün görüşünü engellemesi ve eriyip buza dönüşme ihtimali bakımından, özellikle de geceleyin, daha çok tehlikeli olmaktadır. Yollarda kar birikmesini kar çitleri ile önlemek, kar ve buzdan korunmanın en ekonomik yoludur. Yollardaki buzu ve karı temizlemenin, yollara kar çitleri yerleştirmeye göre 100 kat daha pahalı olduğu hesaplanmıştır. Bu nedenle, rüzgarlı günlerde karın yollara taşınmasını önlemek için yolların gerekli yerlerinde kar çitleri kullanılmalıdır.

Herhangi bir gün için donma ve erime derece-günler o günün ortalama sıcaklığıyla 0°C taban sıcaklığı arasındaki farktır. Derece-günler, günün ortalama sıcaklığı 0°C'nin altında ise Donma Derece-Günler (DDG) olarak adlandırılır. Kara yolları, hava alanları ve limanlarında pistlerin donması, uçaklar için büyük tehlikeler oluşturur. Yol ve pistteki don olayı ve buzlanmayı önlemek için alınan tedbirler büyük bir çevre ve ekonomik maliyeti de beraberinde getirmektedir. DDG, bir karayolu boyunca veya hava limanı pistlerindeki buzlanmayı engellemek için gerekli olan yakıt, tuzlama vs. maliyetinin tahmininde kullanılmalıdır.

Özellikle uçaklar ve hava taşımacılığı açısından buzlanma tahminlerinin de yapılması gerekmektedir. Buzlanma ile mücadelede tuz kullanımı, nispeten ucuz bir çözümdür. Yollara kolaylıkla serpilebilen tuz, hava çok soğuk değilse, buzu eritebilir. Kötü etkileri hemen belli olmayan tuzun zararları ancak 1970'lere doğru anlaşılabilmiştir. Tuzun yol açtığı korozyon nedeniyle köprüler ve yollar tahrip olmakta, yol kenarındaki bitki örtüsü de ölmektedir. Tuz, maliyeti ve doğurduğu çevre problemleri dolayısıyla, mümkün olduğu kadar hesaplı ve doğru yerde kullanılmalıdır. Bu, yolların hangi kısmının ne zaman ve ne kadar donacağının belirlenmesine yönelik, termal (ısıl) haritalama gibi özel meteorolojik çalışma ve öngörü ile mümkündür. Termal (ısıl) haritalama ile yol/pist yüzeylerinin sıcaklık haritası elde edilerek donması şüpheli güzergahlar kolayca belirlenebilir ve öncelikle buralarda buzlanmayı önlemek amacıyla tuz kullanılır. Ülkemizde de, termal haritalama ölçümleri ile yol güzergahlarına yerleştirilmesi gereken sabit ölçüm sistemleri ve uyarı işaretleri için en uygun yerler de tespit edilmelidir.

Son yıllarda, çevreye zarar vermediği ve tuzdan daha az korozyona neden olduğu için kalsiyum magnezyum asetat (KMA) duyarlı çevrelerde kullanılmaya başlanmıştır. Tuzdan daha pahalı olduğu için KMA bazı ülkelerde sadece yeni köprülerde ve duyarlı çevrelerde kullanılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde son yıllarda yol-hava tahminlerini iyileştirmek ve otomatik sistemler kullanarak yolların durumunu yakından takip etmek suretiyle tuz kullanımının ve trafik kazalarının minimuma indirilmesi amaçlanmaktadır. Güvenli ve ekonomik bir ulaşım için yol boyunca yerel şartların nasıl değiştiğini ve yolların hangi kısmının daha fazla donma potansiyeli olduğunu, kısacası yol klimatolojisinin bilinmesi gerekir. Bir veya iki saatlik güvenilir kısa vadeli
hava tahminleri de buzlanma ile savaşta çok önemlidir. Eğer tuz veya diğer kimyasal maddeler donan yağmur veya kar yağışı ile birlikte aynı anda yollara dökülürse, su yol yüzeyinde donamayacak ve böylece daha az tuza ihtiyaç olacaktır. Öte yandan, kar yağışının ne zaman sona ereceğini bilmek de karayolları ekiplerinin iş planlaması ve kaynaklarını kullanmaları açısından büyük yararlar sağlayacaktır. Bu nedenlerden dolayı, Türkiye’de de 1987 yılında ABD Kongresi tarafından yürürlüğe konan Stratejik Karayolu Araştırma Programı’na benzer bir ulusal araştırma programı başlatılmalıdır.

Modern Hava Durumu Programları ile mevsime göre rüzgar soğuğu ve don, buzlanma vb. hakkında da kısaca bilgiler verilmeli.

T.C. Karayolları, “Karayolu Meteorolojisi” çalışmalarını yapabilmesi için, bünyesinde bir meteorolojik etüt ve analiz biriminin kurulması gerekmektedir.

2.4. Deniz ve Göl Su Seviyesi Değişimleri
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri küresel ısınma ve iklim değişimidir. İklim değişimi senaryolarına göre iklim değişikliğinden en fazla deniz seviyesinin yükselmesinden dolayı, kıyı bölgelerimiz etkilenecektir. Özellikle, deniz su seviyesi artan bir hızla yükselmeye devam ederse, tuzlu deniz suyu ve dalgalar, gelecekte denizlerin fırtınalardan kabarmaları sonucu çok yıkıcı etkilere sahip olabilecektir. Bu etkiler, 1. Alçak arazının su altında kalması, 2. Plajlar ve dik sahillerde erozyon, 3. Yeraltı ve yüzey sularının tuzlanması, 4. Taban suyunun yükselmesi, 5. Fırtına ve sel tahribatının artması, şeklinde özetlenebilir. Bu olumsuzluklar da daha çok, deniz suyu seviyesindeki yükselme, tatlı su sıkıntısı ile beraber Türkiye'nin, balıkçılık, turizm ve tarım sektöründe de büyük kayıplara neden olabilecektir.

Deniz ve göl seviyelerindeki artışların özellikle sahil yerleşim bölgelerinde bulunan halk üzerindeki tehlikesi daha fazla olmaktadır. Okyanuslar üzerindeki sıcaklık 1°C artarsa, bunun sonucunda deniz seviyesinde 60 cm kadar bir artış beklenir. 1860’dan bu yana, ortalama küresel hava sıcaklığında 0.3-0.6°C’lik bir
artış olması, deniz seviyesinin ortalama 15 cm kadar artmasına sebep olmuştur. Yapılan bilimsel çalışmalar, 2100 yılına kadar ortalama deniz seviyesinin 15-95 cm artacağını tahmin etmektedir. Bu artışın, 30 cm ile 100 cm arasında uç değerlere yakın olabileceği de hesaplanmaktadır. 2030 yılına kadar 20 cm’lik bir yükselmenin olacağının tahmin edilmesi, sahil yerleşimlerini ve alçak kıyı bölgelerini fırtınalı yağışların etkileyeceği anlamına gelir.

Günümüzde iklim elemanlarındaki küçük salanımlar bile, kıyı bölgelerimizde önemli tuzlu su baskınlarına ve kıyı erozyonlarına neden olabilmektedir. Örneğin, poyrazlı günlerde İstanbul Beykoz-Riva deresi kabarmakta ve nehir kıyısındaki verimli alanlar daha fazla tuzlanmaktadır. Bu tür olumsuz etkiler, ülkemizin göllerinde de görülebilmektedir. Örneğin, Van Gölü su seviyesinin yükselmesi sonucu tuzlu ve sodalı su bir çok tarım, sanayi ve yerleşim alanını sular altında bırakarak kullanılmaz hale getirmiştir. Van Gölü’yle ilgili yapılan çalışmalarda, göl su seviyesi yükselmesinin nedeninin meteorolojik faktörler ve su dengesi olduğu belirlenmiştir.

Öneriler:
İklim değişikliği ile birlikte Türkiye kıyılarında deniz (ve göl) seviye yükselmesi sonucunda turistik plajlar ve yat limanları yükselen deniz suyu ile kullanılamaz hale gelebilecektir. Tuzlu deniz suyu, nehirler ve yer altı suları gibi, tatlı su kaynaklarını da yok edebilir. Ayrıca kıyı şeridinde ve deltalardaki tarım alanları da kullanılamaz hale gelebilecektir. Ortaya çıkacak olan tahribatları önlemek için, ya ekonomik boyutu çok büyük olacak olan setler inşa edeceğiz, ya da kıyı bölgelerimizden “Geri Çekileceğiz”. Bu nedenlerden dolayı, Sel Yataklarında olduğu gibi deniz ve göl kıyıları için Türkiye’de “Kıyı Bölgelerinin Yerleşime Açılması ve Arazi Kullanımı” üzerine bilimsel esaslara dayanan politikaları acilen geliştirmeliyiz.

Örneğin
İsrail’de, Kinret Gölü’ndeki su seviye değişimi ile havzadaki meteorolojik elemanlar ve hidrolojik bileşenler arasındaki ilişki belirlenerek, gölün günlük su seviye tahminleri her gün yapılabilmektedir. Benzer şekilde bizim de göllerimizi tanıyıp su seviye değişimlerini takip edebilir bir seviyeye gelebilmemiz için bu konudaki bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.

Van Gölü’nde görülen su seviyesi yükselme problemi gelecekte de büyük ihtimalle tekrarlanacaktır. Ülkemizde de, bu tür problemlerin tahmini ve çözümü için gerekli olan verinin, hidro-meteorolojik gözlem şebekelerimizi geliştirerek havzadaki kar yükseklikleri, yağış, akış, buharlaşma gözlemlerinin sayısı ve kalitesinin arttırılması yanında, dağların yüksek kısımlarında ve göllerin üzerinde de (otomatik) hidro-meteorolojik ölçümler yapılarak sağlanma yoluna gidilmelidir.

Kıyılarımızda nehirlerin ağzında görülen tuzlanma problemlerinin çözümü için, bölgeye yakın bir yerde, deniz su seviyesi, rüzgar, nehir suyu tuzlanması (su kalitesinin), akışı, (su toplama havzasında) yağış ve hava sıcaklığının yıl boyunca ölçülüp değerlendirilerek takip edilmesi gerekir. Tuzlanmanın önlenebilmesi için de bilinmesi gereken derenin kritik su seviyesinin belirlenmesi gibi temel hidro-jeolojik ve hidro-meteorolojik ölçüm ve araştırmaların yapılması gerekmektedir.

Ülkemizi tehdit eden deniz su seviyesinin yükselmesini takip edebilmek ve gerekli bilimsel araştırmaları yapabilmemiz için, tüm kıyılarımızda da oşinografik ve meteorolojik gözlem istasyonları kurulup işletilmelidir. Bu tür mevcut ve kurulacak olan istasyonlardan elde edilecek olan Oşinografik-Meteorolojik Veri Tabanı” tüm Türk Bilimcilerine açık olmalıdır.

2.5. Dolu Yağışı
Çapı 5-50 mm veya bazen daha büyük küresel veya düzensiz buz parçalarının yağışına dolu denir. Dolu fırtınaları geniş ölçüde tarım alanlarına, binalara ve taşıtlara zarar verir. Dolunun meydana getirdiği zararlar, kuraklık, sel gibi diğer meteorolojik afetlerde olduğu gibi geniş bir alanda etkili olamamasına rağmen oldukça yüksek rakamlara ulaşabilir. Dolu yağışının zararları esas olarak ikiye ayrılır: 1. Dolu bitkilerin gelişme ve büyüme evresinde meydana geldiğinde genç sürgün ve filizleri kırar, çiçek yaprak ve meyvelerini kopartır. Ayrıca, ağaçların 1-2 yıllık sürgünlerini de kırdığı için gelecek yılların verimini azaltır 2. Eğimli ve üzerinde bitki örtüsü bulunmayan sürülmüş arazide su baskınları ve sellere de sebep olur ve erozyonu arttırır.

Dolu, gelişmekte olan tarım ürünleri üzerine düştüğü zaman mutlak bir hasar meydana getirir. Ancak bu hasarın miktarı dolu tanelerinin iriliği ve sıklığı, yağış süresi ve cinsine bağlıdır. Dolu olayı her yerde ve her mevsimde fakat özellikle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde olmak üzere senenin belirli aylarında
görülür. Dolu ilkbaharda ne kadar geç yağarsa zararı o kadar büyük olur. Dolu yağışı orman alanlarında da tahribata neden olabilir. Dolu her yıl yurdun bir çok yerinde ekinleri yatırmakta, çiçek ve meyveleri dökmekte, filizleri kırmakta, pancar, pamuk tütün ve sebzelerde çeşitli zararlar yapmakta, büyük ve küçük baş hayvanların ölümüne sebep olmaktadır.

Öneriler
Bu nedenlerden dolayı ülkemizde dolu zararlarının üzerinde de önemle durulmalıdır. Her yıl ne miktar ürünün bu yüzden ziyan olduğunu ve zararın nerelerde daha fazla hissedildiğini tespit etmek için DMİ’nin fevk rasatlarına önem verilmelidir.

Üstü açık bir fabrika olan tarım sektörü” başta dolu olmak üzere hava şartlarından çok etkilenmektedir. Bu nedenle “tarım sigortası” için çiftçiler ve bilimsel araştırmalar özendirilmelidir.

Hava modifikasyonu çalışmalarında bulutların aşırı tohumlanarak dolu yağışlarının önlenmesine yönelik deneyler başarılı olmuştur. Dolu önleme çalışmaları artık bir çok ülkede rutin bir işlem haline gelmiştir. Bu çalışmaların ülkemizde de bir an önce başlatılması gerekir.

2.6. Don Olayı
Çok düşük hava sıcaklıkları, kritik değerlerin altına düştüğünde bitkilerin hayatını devam ettirmesine engel olarak, özellikle meyve ve sebze yetiştiriciliğinde bir çok zararlara neden olur. Bitkinin bünyesindeki suyun donması sonucu bitkide fizyolojik olayların meydana gelmesi mümkün olamaz. Bu da genelde bitkilerin ölümüne veya veriminin düşük olmasına neden olur. Don olayları, gerekli önlemler alınmadığında üretimin düşmesi sonucu üreticiler ve dolayısı ile ülkemizin ekonomisini olumsuz yönde etkilenmektedir.

Türkiye’de uzun yıllara ait ortalama ilk don tarihlerine bakıldığında, özellikle ilk donların 27 Eylül’de Doğu ve İç Anadolu Bölgelerinde başladığı görülmektedir. Ülkemizin kıyı bölgelerine gidildikçe ilk don tarihi 26 Aralığa kadar değişmektedir. Bilhassa, Akdeniz Bölgesinde ortalama, 26 Kasım’dan sonra ilk donların başladığı görülebilir. Özellikle, GAP’nin gerçekleştirildiği bölge
incelendiğinde burada ilk donların, ortalama olarak 11 Kasımdan sonra meydana geldiği saptanmaktadır. Son donların ülkemizdeki dağılımı incelendiğinde, bunların özellikle kıyı bölgelerimizde erken başladığı görülmektedir. Özellikle Akdeniz Bölgesinde, ortalama 16 Martta ilkbahar son donları meydana gelmektedir. Antalya ve Mersin’de son donlar, ortalama 1 Martta meydana gelirken, daha güneye inildiğinde, 14 Şubatta son donların meydana geldiği görülebilir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise son donlar Mayıs ayının sonuna kadar devam etmektedir.

Öneriler
Ülkemizde hava şartlarının kaderine terk edilmiş tarım politikalarını izlenmekten artık vazgeçilmelidir. Bunun için, T.C. Tarım Bakanlığı da Tarımsal Meteoroloji konusunda uzmanlaşmış Meteoroloji Mühendislerinden de yararlanma yoluna gitmelidir.

DMİ ve Tarım Bakanlığı modern bir Tarımsal Meteoroloji Ölçüm Ağını ülkemizde acilen kurmalıdır.

Don olayı, meteorolojik şartların kontrolü altında bulunan alanlardan gelir elde eden çiftçileri ve dolayısıyla ülke ekonomimizi doğrudan etkilemektedir. Meteorolojinin görevi, geniş ölçekte Sinoptik rasatlar sonucu elde edilen haritalarla, aletler kullanarak, atmosferin karakterinden hareketle gözlem ve tecrübelere dayanarak, ya da ampirik formüller ile don olayını tahmin etmek ve üreticileri erkenden uyarmaktır.

Tarımsal üretim açısından don ile ilgili uyarılar ve alınacak önlemler son derece önemlidir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de artık “Tarımsal Amaçlı Hava Durumu Raporları” ile çiftçilere ihtiyaç duydukları özel bilgiler verilmeli ve yol gösterilmelidir. Örneğin, don riskinin çiftçiler tarafından önce bilinmesi durumunda ekonomik kayıplarını en aza indirgeyebilecek önlemlerin alınması mümkündür. Bu nedenle, gerektiğinde özellikle de meyve ağaçlarının çiçeklenme döneminde, 2-aşamalı ve yerel don ihbarları (sırasıyla “Don Gözetleme ve Don Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilmesi yoluna gidilmesi şarttır.

Geçmişte gözlenen meteorolojik verileri ve don hadiseleri ile Türkiye genelinde don risk alanları değişik ihtimal seviyelerine göre ayrıntılı bir şekilde belirlenerek, Türk Çiftçisinin ekim ve dikim alanları seçiminde doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerekir. Bu tür bilimsel çalışmaların ülkemizde de yapılabilmesi için DMİ ile birlikte Tarım Bakanlığı’nın bir “Don Veri Tabanı” oluşturulmalı ve Tarımsal Meteoroloji çalışmaları teşvik edilmelidir.

Ayrıca Modern Hava Durumu programlarında don ile ilgili tahmin ve uyarılar da, yeri geldiğinde mutlaka ve, öncelikle verilmeli. Özellikle sonbaharda gözlenen ilk donlar ve ilkbaharda gözlenen son donla ile ilgili bilgilerin çiftçilere ulaştırılmasına bu mevsimlerde önem verilmelidir.

2.7. El Nino ve La Niña Olayları
Pasifik Okyanusu kıyılarında gözlenen El Niño ve La Niña olayları (El Niño/Güneyli Salınımları, ENSO), dünyanın bir bölgesinde meydana gelen büyük iklim olaylarının diğer bölgeler üzerinde ne denli etkili olabileceğinin en önemli kanıtlarından biridir. Türkiye’de, dünya iklimini etkileyen bu olayların afet, ekonomik ve ekolojik yönü çoğu kez göz ardı edilmektedir. Bu olayların önceden kestirilmesi ve anlaşılması sadece bir kaç ülke değil, tüm dünya ekolojisi,
ekonomisi ve pazarları için büyük önem taşır. Örneğin, El Niño yılları, Peru balıkçılığı için oldukça zararlı olmaktaysa da, bölgenin bol yağışlar almasına neden olur. El Niño’nun aksine La Niña yılları, balıkçılık için uygun şartlar oluştururken bölgede kuraklığa neden olduğundan, bu sefer de çiftçiler büyük ekonomik kayıplara uğrarlar. Çiftçilerin ekonomik kayıplarını en aza indirgemek için El Niño ve La Niña yıllarının önceden tahmin edilmesi büyük önem taşır. Böylece, bölge çiftçileri El Niño yıllarında bol suya kavuşacağı için pirinç, La Niña yıllarında ise kuraklığa daha dayanıklı olan pamuk ekimine zamanında karar verebilmektedirler.

Öneriler
Bu olayların önceden kestirilmesi ve anlaşılmasının sadece bir ülke değil, dünya ekolojisi ve ekonomisinde büyük önemi vardır. Türkiye gibi tropiklerin dışındaki bir çok ülke (ABD, Japonya) için de El Niño yıllarının tahmini, tarım alanlarının planlanması, su kaynaklarının yönetimi, tahıl, petrol ve doğal gaz stoklarının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, ABD’nin NASA, Ulusal Meteoroloji Servisi ve benzeri bir çok kamu kuruluşu gibi El Niño’nun ülkemize olan etkilerini belirleme ve tahmin etmek için önemli çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Gelişmiş ülkelerdeki gibi artık ülkemizde de gerektiğinde 3-aşamalı ve yerel El Nino vb. ihbarları (sırasıyla “El Nino Gözetleme ve El Nino Uyarısı”) ile insanlarımızı bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.

Türkiye’deki hava şartlarını, dünya atmosferindeki değişimlerden soyutlamak da mümkün değildir. ENSO'nun Pasifik Okyanusunun tropikal enlemlerindeki etkisi oldukça iyi bir şekilde bilinmesine rağmen, dünyanın değişen genel hava hareketleri nedeniyle, Türkiye’de de La Niña’dan dolayı hava şartlarında bazı değişiklikler ve meteorolojik afetlerde artışlar olması ihtimal dahilindedir. Bunun için bu olaylar da afet olarak ülkemizde dikkate alınmalıdır.

2.8. Hava Kirliliği
Geleceğimizi ciddi biçimde tehdit eden çevre sorunlarına yeterince önem verilmemesi dünyamızı ekolojik tehlikelerle karşı karşıya getirmiştir. Bu sorunların başında hava kirliliği gelmektedir. Hava kirliliği insanların çeşitli aktivitelerinden doğan ve sağlıklarının yanı sıra kaynakların da kirlenmesine neden olan kirleticilerin atmosfere karışmasıdır. Hava kirliliği olayı, atmosferin aşağı tabakasında “planeter sınır tabaka” diye adlandırılan bölgede meydana gelir. Hava kirletici emisyonlar, bu tabaka içerisinde yayılarak atmosferin yapısal özelliklerinin kontrolüne girer ve bu suretle hava kirliliği problemi yüzey topografyası ile meteorolojik değişkenlerin kontrolünde gelişir. Günlük hayatta atmosfere salınan kirleticilerin miktarı değişmediği halde, hava kirliliğinde günden güne değişiklikler olduğunu gözleriz. Gerçekte, hava kirliliği problemlerinin tehlikeli boyutlara ulaştığı günlerde, genellikle, atmosfere salınan kirleticilerin miktarındaki artış değil, bazı hava şartlarının değişmesi en önemli rolü oynar.

Sanayileşme sonucunda hızla artan hava kirliliği, canlıların yaşamını olumsuz
yönde etkilemektedir. Başlıca, enerji temini, endüstriyel faaliyetler motorlu araçlar ve konutların ısıtılmasında fosil yakıt kullanımıyla ortaya çıkan emisyonlar, çevre hava kalitesinin bozulmasına ve doğal kaynakların yok olmasına neden olmaktadır. Şehir nüfusunun giderek artışı ve çevre boyutu göz önüne alınmayan endüstriyel aktiviteler ile enerji temini için fosil yakıt kullanımı, çevre hava kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır.

Hava kirliliği
insan ve hayvan sağlığına, bitki örtüsüne, toprak ve malzemelerin bozulmasına, iklim üzerindeki değişikliklere, güneş radyasyonu ve görüşün azalmasına yol açmaktadır. Hava kirliliğinin dünyada çeşitli ülkelerde (Belçika, ABD, Meksika, İngiltere vs.) öldürücü etkileri de görülmüştür. Yoğun endüstri bölgelerinde kronik bronşitlerin, astımlı hastalar ile yaşlı insanlarda
kalp rahatsızlıkları riskinin, fotokimyasal smog olayının yoğunlaştığı şehirlerde görme bozukluklarının artması, Akciğer Kanserinde hızlı artış görülmesi tamamen hava kirliliği ile ilgilidir. İnsan sağlığı üzerine etkileri bakımından en önemli kirleticilerden biri benzinli araçlarda yanma sonucu çıkan kurşundur. Bu, sinir sistemini tahrip etmekte, metabolizma üzerinde olumsuz etkilerde bulunmakta ve davranış bozukluklarına yol açmaktadır. Yapılan kurşun kirliliği çalışmalarında en yüksek konsantrasyonlar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde belirlenmiştir.

Öneriler
Isınma mevsiminde konutlardan, enerji ve sanayi tesislerinin bacalarından ve taşıt egzozlarından çıkan duman ve gazların değişen meteorolojik şartlara göre nasıl yayılacağını önceden belirlemek ve genel anlamda, hava kirliliğini önceden
tahmin etmek üzerinde yeterince durulmamıştır. Böylece, günümüzde tehlikeli hava kirliliği problemi yaşandığı zamanlarda, yerel yönetimlerimiz kademeli olarak tedbirlerini, ancak bir kaç gün sonra gecikmeli olarak uygulamaya koyabilmekte ve yine bir kaç gün sonra normale dönülebilmektedir. Halbuki, değişik hava şartlarında, kirleticilerin atmosferde nasıl yayılacağını ve hava kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaşıp ulaşamayacağını bir kaç gün önceden meteorolojik
analizler ile tespit etmek ve kirlilik tehlikeli bir seviyeye ulaşmadan önlem almak mümkündür. Bunun için, tüm yerel yönetimlerin, özel meteorolojik analiz ve tahminler ile gerekli olan hava kirliliği uyarılarının zamanında yapılabilmesi ve tehlike ortaya çıkmadan önce valilik ve belediye gibi kurumlar tarafından önlem alınabilmesi için “Çevre Koruma” vb. birimlerde de, artık Meteoroloji Mühendislerinin bulundurulması gerekmektedir.

Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel hava kirliliği ihbarları (sırasıyla “Gözetleme ve Uyarı”) ile insanlarımızı bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.

Çarpık yapılaşmanın bulunduğu çukur semtlerde ve atmosferik çevrenin yoğun bir şekilde kirletildiği zamanlarda bazı hava şartlarının oluşması, kentlerde ciddi sağlık problemlerine ve toplu ölümlere yol açabilecek tehlikeli bir hava
kirliliğini ortaya çıkarabilir. Atmosferik çevreye konut, taşıt ve sanayi tesislerinden salınan zehirli duman ve egzoz gazlarının, insan sağlığı için tehlike oluşturmadan, hava içinde dağılıp seyrelmesi, her şeyden önce hava hareketlerine bağlıdır. Şehirlerin kısmen içinde kısmen de batısında yer alan küçük ve organize sanayi bölgelerinden havaya salınabilecek kirleticiler,
genellikle batılı olan yukarı seviyelerdeki rüzgarlar ile yine şehrin içine taşınacaktır. Benzer şekilde, gökdelenler hava sirkülasyonlarını keserek rüzgarın gittiği yöndeki yerlerde kirleticilerin dağılmasını önler. Bu da, yerel hava kirliliği problemine neden olabilirler. Ciddi bir meteorolojik etüt yapılmadan kurulan sanayi siteleri, uydu kentler ve gökdelenler kentlerde sağlıksız ve plansız şehirleşmenin ortaya koyduğu problemleri hafifletmeyip aksine büyütebilecektir. Bu nedenle, artık her türlü sanayi ve yerleşim bölgesinin seçiminde hayati önemi olan ÇED vb. meteorolojik analizlerin meteoroloji mühendislerince yapılmış olması şartı aranmalıdır.

Modern Hava Durumu programları ile kışın, özellikle bina dışında çalışanlar için hayati önem taşıyan, hava kirliliği seviyeleri halka bildirilmeli. Kafalardaki Bu gün sokağa çıkayım mı?” ve/veya “maske takayım mı?” gibi sorulara cevap verilmeli.

2.9.Fırtınalar
Genel olarak halk arasında fırtına denildiğinde kuvvetli rüzgarlar akla gelir. Fırtına, meteorolojide de bu anlamı ifade etmekle birlikte, asıl olarak sel ve taşkınlara neden olan kuvvetli yağmurları ve yıkıcı rüzgarları üreten hava sistemleri olarak bilinir. Fırtına sistemleri sıradan gözlem şebekeleriyle ve Bilgisayar tahmin modelleriyle belirlenemeyecek kadar küçük ölçekli olabilir. Bunun yanında çok az gözlem şebekelerinin bulunduğu açık denizler üzerindeki fırtına sistemlerinin tahminleri de zordur.

Fırtınalar meteorolojide olduğu gibi sosyal hayatta da önemli etkiere sahiptir. Çok çabuk gelişen konvektif fırtına sistemleri, ani yağışlarla birlikte akışa geçerek taşkınlara, kuvvetli rüzgarın etkisiyle de can ve mal kaybına sebep olmaktadır. Bu yüzden fırtınalar insan aktivitelerini çok büyük oranda etkilemektedir. Fırtınalar, başta ulaşım olmak üzere pek çok sektörün faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Kuvvetli konvektif hareketler sonucunda meydana gelen türbülans sonucunda uçaklar için büyük tehlike arz eder. Ülkemiz ve dünya taşımacılığında deniz yollarının önemi çok büyüktür. Özellikle, denizler üzerinde oluşan fırtına sistemleri, gemilerde büyük can ve mal kayıplarına, sahil ve sahile yakın yerleşim alanlarında, özellikle rüzgar yönündeki dağ yamaçlarından aşırı yağışlara, sellere, büyük tahribatlara ve felaketlere sebep olmaktadır.

Öneriler
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Şiddetli Yerel Fırtına, Kasırga, ve Kuvvetli Rüzgar gibi meteorolojik karakterli doğal afetlere karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de tek başına Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün (DMİ) veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır.

Ülkemizde oluşan fırtına tipleri, genellikle, küçük ve orta ölçeklidir. Özellikle, bu ölçekli fırtınaların oluşum anını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Yüksek hava gözlemleri, meteorolojik radarlar, uydu görüntüleri gibi veriler ve sayısal hava tahmin modelleri ile birleştirilerek, fırtına risk bölgelerini belirlenmek için operasyonel ve bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.

Sadece fırtına risk bölgelerinin belirlenmesi, fırtınanın zararından kurtulmak anlamına gelmemektedir. Yüzeyde meydana gelebilecek akış, rüzgarın etki alanları ve sel risk alanları için hidro-meteorolojik ve hidrolojik çalışma ve etüt yapan sektörler ile bayındırlık ve imar sektörünün meteoroloji ile arasında bilgi alışverişi ve karar mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Özellikle, tsunami ve denizlerdeki siklonik fırtınalar denizlerin kabarmasına ve kıyıları su basmasına neden olabilir. Bunun için, gerek “Kıyı Sel Gözetleme” belirtilen zaman dilimi ve kıyı şeridinde sel olma ihtimali var, dikkatli olunuz!) ve “Kıyı Sel Uyarıları” (kıyıları deniz suyunun basması an meselesi, hemen önlem alınız!) şekilde uyarılar yapılmalıdır.

2.10. Kar Kuvveti ve Çığlar
Kar, yapılar üzerinde birikerek oluşturduğu yükler (hidrostatik yükler) sonucu çatı çökmelerine neden olduğu gibi, yoğun olarak gözlendiği bölgelerde, göz önüne alınan alanın meteorolojik özelliklerine bağlı olarak dik eğimli, çıplak arazi kesimlerinde birikime uğraması ile yerleşim alanlarını ve canlıları çığ tehlikesi (hidrodinamik yükler) ile karşı karşıya bırakmaktadır.

İrili ufaklı kar kütlelerinin hızlıca kayma veya düşmesi ile ortaya çıkan kar çığlarının binlercesi, kar yağışları ile birlikte dağlık bölgelerde her kış görülür ve bazıları bu bölgelerdeki yerleşim birimleri, dağ spor ve turizm tesisleri, haberleşme, ulaşım, enerji nakil hatları, sanayi, askeri ve diğer benzeri tesisler için büyük tehlikeler oluşturduğu gibi can kayıplarına da sebep olurlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kara Deniz Bölgesi’nin iç kesimlerinde bir çok yerleşim birimi de karla kaplı, orman örtüsünün yok edildiği sarp yamaçlarda bulunmakta ve gelişmektedir. Bu nedenle, bu yerleşim birimlerinin çoğu çığ tehdidi altındadır. Çığ oluşumunda daha çok yörenin topoğrafik ve meteorolojik koşulları etkilidir. Bu yörelerin topoğrafik şartları meteorolojik şartlar gibi günden güne değişmediği için, çığ tahminleri yörenin değişen meteorolojik şartları takip edilerek yapılır.

Öneriler
Birçok ülkede yılladır çığı araştıran ve çığ tehlikesi ile ilgili tahminler yapıp çığ ikaz bültenlerini hem yerel hem de bölgesel olarak yayınlayan merkezler kurulmuştur. Bunlara örnek olarak, İsviçre'de Federal Institute for Snow and Avalanche Research (FISAR), Kanada'da Division of Building Research (National Research Council) ve Glociology Division, Inland Waters Directorate Fisheries and Environment Canada (AESC), ABD'de Colorado Avalanche Information Center (CAIC) ve U.S. Forest Service (USFS), Japonya'da Institute of Snow and Ice Studies ve Fransa'daki Meteorologie Nationale and Centre d'Etudes de la Neige sayılabilir.

Ülkemizde, Batman'ın 11 haneli Artılı mezrasında, çığ düşeceği tesadüfen önceden haber alınıp harekete geçilebildiği için 75 kişi ölümden kurtarılabilmiştir [23, 24 Şubat 1992, Milliyet]. Çığ felaketine karşı en ekonomik ve etkili savunma ve korunma yöntemi de çığ tahminidir. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de gerektiğinde günlük “Çığ Tahmin Bültenleri”ni hazırlayıp yayınlayacak teknik bir ünitenin DMİ bünyesinde veya ona bağlı olarak kurulması gerekir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel çığ ihbarları (sırasıyla “Çığ Gözetleme ve Çığ Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.

Benzer şekilde çığ bölgelerinde, çığ tehlikesi henüz büyümemişken, kar tabakalarını patlayıcılar veya mekanik bir şekilde tahrik edip yamaçlarda kar birikmesine ve dolayısıyla çığ potansiyelinin oluşmasına önceden engel olunabilmesi; çığ bölgesindeki avcılar, dağcılar, spor ve kayak yapanlar, ulaşım araçlarındaki yolcular, kamu ve güvenlik görevlileri gibi hareketli hedeflerin çığ tehlikesine karşı uyarılabilmesi ve yetkililer tarafından bölgenin zamanında kısa bir süre için boşaltılabilmesi tümüyle sağlıklı bir şekilde yerel meteorolojik şartların doğru gözlenmesi ve analiziyle mümkündür. Bu nedenle, hidro-meteorolojik ölçüm ağının, ülkemizin dağlık alanlarına yaygınlaştırılması ve dağlardaki hava durumunu da tahmin edebilecek gelişmiş, küçük grid mesafeli bir nümerik hava tahmin modeline acilen ihtiyaç vardır.

Kar kaymaları sonucu ortaya çıkan çığ tehlikelerinin tahmini, mevcut olan ve gelecekte oluşacak kar tabakalarının kararsız olup olmayacakları olasılığı üzerine kurulur. Böylece, çığ öngörülerinde, kar tabakalarının gelecekteki durumu, beklenen yağış ve rüzgarla mevcut kar örtüsünün üzerinde oluşacak ilave yük, yağış, değişen hava sıcaklığı ve güneşlenme ile birlikte kar tabakasında oluşacak başkalaşım sonucu kar tabakasının değişen dayanıklılığı hakkında fikir yürütülmesi gerekir. Bu nedenle, çığların oluşumunu önceden tahmin edebilmek için kar örtüsünün yapısal özelliklerinin ve atmosferik şartların dikkatli bir şekilde sürekli olarak izlenip analiz edilmesi gerekir.

Türkiye’de de, kış ve yayla turizmine açılacak alanlara kurulacak Dağ Spor ve Turizm Tesisleri’nin planlanmasında güvenliğin sağlanması ile birlikte Sürdürülebilir Spor ve Yeşil Oyunlar (Sustainable Sports, Games Green) sayılabilmeleri ve çevre-duyarlı bir tesis olabilmeleri için, özel hidro-meteorolojik etütlerinin yapılması şarttır. Bu tesislerin işletilmesi süresince de, tesise (çığ ve kar rastları için) özel bir hidro-meteorolojik gözlem şebekesi kurulup meteoroloji mühendisleri tarafından işletilerek tesis civarındaki çığ potansiyelinin sürekli olarak takip edilmesi de gerekir. Ayrıca, DMİ tarafından Dağ Sporları ve Turizmi için özel hava durumu raporları da hazırlanıp yayınlanmalıdır.

Ülkemizde bu konuda bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için, DMİ ile birlikte Afet İşleri Genel Müdürlüğü bir “Çığ Veri Tabanı” oluşturulup tüm araştırmacılara sunmalıdır.

T.C. bir çok kamu kurum ve kuruluşu gibi Afet İşleri Genel Müdürlüğü de bu konuda Meteoroloji Mühendislerinden de yararlanma yoluna gitmek zorundadır.

Doğru bina tasarımı için kar yüklerinin hesaplanması ve yeni meteorolojik veriler ile sürekli olarak yenilenmeleri gerekmektedir.

2.11. Kimyasal ve Nükleer Serpinti
Sanayi tesislerinde ve nükleer santrallarda olası bir kazanın ve patlamanın atmosfere bırakacağı kimyasal ve radyoaktif kirleticiler ile yüklenen hava parselleri de rüzgarlar vasıtasıyla çok uzaklara taşınabilir. Her ne kadar Türkiye’de henüz nükleer bir santral mevcut değilse de, eski doğu bloğunun
kullandığı eski teknolojiye sahip ülkelerin yer aldığı büyük kirletici kaynağı olan orta ve doğu Avrupa’nın rüzgar-altı kısmında bulunan Türkiye için, bu tehlike her zaman mevcuttur. Bu şekilde, Chernobil kazasında nükleer kirleticiler, Doğu Avrupa’dan atmosfere salınan endüstriyel duman ve tozlar ile birlikte, kazadan bir kaç gün sonra Türkiye’ye ulaşmıştı.

Öneriler
Sanayi tesislerinde ve nükleer santrallarda bir kaza (veya savaş) anında önlem alınabilmesi için, atmosfere karışacak kimyasal ya da nükleer kirleticilerin kısa ve uzun mesafedeki taşınımını hesaplamak ve belirlemek için hava parsellerinin yörüngelerini hemen saptamak gerekir. Bunun için ileri ülkelerde, bir çok sanayi tesisi ve nükleer santraller, profesy

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !